Bunu anlamak için şu küçük fıkrayı arz edeyim:
Bir gün onunla birlikte Ankara’nın koyun pazarına doğru gidiyorduk. Arkamızdan da Meclisin Kavânin müdürü Niyazi ve Dursunbeyli Ahmed Hulusi beyler geliyorlardı. Aralannda kopan bir kahkaha ile başımızı onlara çevirdik. Akif bey bundan birşey sezmişti. Sebebini sordu, gülmeği artırdılar. Üstâd:
— Allah aşkına, Allah aşkına söyleyiniz! dedi.
O, bu kahkahanın kendine matuf olduğunu anlamıştı.
Ahmed Hulusi, “darılmazsanız söyliyeceğim” dedikten, üstaddan “Bil’akis memnun olurum” cevabını aldıktan sonra şöyle dedi:
— Niyazi’ye dedim ki bu adam bizim taraflara gelse keçi celebi “tüccarı” diye yüzüne bakan olmaz!
Bu söz Akif’in o kadar hoşuna gitti ki Ahmed Hulusi’ye bir kaç defa tekrarlattı! Filhakika, Âkif sırtında yazlık bir caket, ayağında ütüsüz bir pantalon, onun üstünde yemeneci işi, topukları beyaz bir çamırlık, kırarmış lâstik bir ayakkabı, kalıpsız bir külah ile giyinmiş kalender kıyafetinde bir adamdı!
O, fesçi dükkânının önünden geçmezdi, çünkü onun bir defa fesi nasılsa başından çalınmış, kalıplattırılmıştı! Bununla beraber elbisesi, üstü başı yağlı, kirli değildi, temizdi.
Hece Memetd Akif Özel Sayısı
Yorum Gönder
You must be Bağlan to post a comment.

Son Yorumlar