Necip Fazıl Kısakürek : Akif e Dair
Akif’in harp arabasını iki at çeker. Biri iman ve islam savaşçısı, öbürü şair. Esas olan, birincisi. O, bütün kuvvetini imanından aldı ve birbirine dayalı iki kalas gibi, imanını şiiriyle taşırken, şiirini imanı sayesinde ayakta tutabildi. Ya onun iman cephesi! Bütün köşeleriyle iman ve islam savaşçısı cephesi! Bu köşeler, hikmet, hakikat, ilim, ahlak ve aksiyonculuk seciyesi noktalarında toplanır.
Akif, Milli Kurtuluş hareketini bütün gönlüyle benimsedi. Anadolu’ya geçti. Mecmuasını oralara taşıdı ve İstiklâl Marşı ile Türk’ün varolma hamlesindeki manayı ebedileştirmek istedi. Marşı resmen kabul olundu fakat ne garip tezattır ki asıl mâna, marşın söylenmeyen mısralarında kaldı. Ortaya çıkan yeni mana ise, Akif’in Mısır’a çekilmesine, orada uzun bir müddet bir prensin himayesi altında kalmasına ve İstanbul’a yalnız ölmek için gelmesine sebep oldu.
Ne zaman?… “Kimbilir, belki yarın, belki yarından da yakın…”